Yazdır

Kürtaj" U "Sezaryen.

Yazar: Administrator Aktif .

 

derkoybuElif ORHAN

"...Belkide mantığım kabul ederdi.. lakin  yüreğim müthiş tepki duyardıki  yapanla gözgöze gelmemeye çalışırdım.."


Kürtaj" U "Sezaryen.

 

Bu konuda yazı yazmayacaktım, yazan o kadar çok olduki, sonuçta yazılanların  çoğu gerçeğin taa kendisi olunca eklenecek fazla bir şeyde kalmıyor.. doğruluklarına katılıyordum..

Sonra  Amed’de çıkan „Newroz Gazetesi“  bu konuda yazı isteyince bir bayan olarak söylüyecek, şahit olduğum iki çift lafı eğirmenin mantığını bulamayınca kısa da olsa konuya değineceğim.

Önce geçmişte hep takıldığım,  bana acı-ürperti veren bir örnekle konuya başlıyayım..

Kaldığım bir cezaevinde biz siyasi tutukluların yanında çeşitli suçlardan gelen  sivil bayanlarda vardı..
Aynı koğuşu paylaşıyorduk..

Ancak çoğu zaman onların sorunlarına ilgisiz, toplumun sancıları olarak bakıyor ve bize göre küçük-tali şeylerdi..

Fazlada ilgilendirmiyor  ve  sanırım küçük de görüyorduk..

Şöyleki; tutuklanıp gelen bayanların çoğu adam öldürme, zina ve gayrimeşru doğurduğu  kendi çocuğunu boğarak öldürme suçlarıydı..

Cezaevi-koğuş yaşam, paylaşım ve insan ilişkilerinde hiç bir saldırgan,  kuraldışılık istem, uyumsuzluk ve abartıları yoktu. 

Aksine sakin, uyumlu ve yönetime kolay boyun eğiyordular.



Görüşme günlerini ve  tahliye olmalarını tüm korkularına rağmen iple çekiyordular..

Eşini yada komşunu öldürmek; yani  genelikle kavga ettiği komşu ve  kendisini sürekli döven, aldatan, evine bakmayan, onu rencide eden eşini öldürmüştü..

Kimseye fark ettirmeden onlara, ruh haline, davranışlarına bakar, neden-niçinleri bulmaya çalışırdım..
Bir kavga anında komşu-yakını öldürmeyi yoksul ve cahilliğine bağlardım..
Eşini öldürmeyide yine kendisini dövme, hakir görme, aldatma gibi  onun çaresizliğine,  konulara göre değerlendirir acır ve üzülürdüm..
Ancak gayrimeşru doğurduğu çocuğunu kendi eliyle gizlice bahçe-ağırda boğmasını  aklım bir türlü almıyordu..
Belkide mantığım kabul ederdi.. lakin  yüreğim müthiş tepki duyardıki  yapanla gözgöze gelmemeye çalışırdım..
Sanki ellerinde-gözlerinde çaresiz-mahsum çocuğun kanı vardı..

Çocuğun o biçare ağlayışını kulaklarımda duyar ve rahatsız olurdum..

Dedim ya aslında neden-niçinleri mantığen çözen, toplumu tanıyan biriyimdi..

Yinede bana son derece korkunç, itici, bağışlanmaz gelirdi..

Sonra şunu düşündüm; eğer bu insanlar aile, çevre, inanç, gelenek baskısı yaşamasaydılar asla kendi çocuğunu bu şekilde öldürmezdiler..

Nedenleri olmalıydı, o nedenler, çaresizlik, dehşet  korkulardı..

Bu kadın(lar)Bir şekilde;  zor kulanan  yada zayıf  anında bir başkasında  hamile kalmışdı(lar).. Korkunç,  tarif edilmez  bir trafma, parçalanmışlık vardı....

Doktor-kürtaj  olanağı yok..
Ve ekonomi  sorunlar had şaffada olmuş olmalı..
Kesinlikle  doğuma kadar onu düşürmek için tonlarca yol-yöntemi de kendi yaşamını riske atarak denemiştir…
Sonunda başaramamış  ki tek yol, kurtuluş bu olmuş ve bunu yaparkende toplumun, ailenin baskısını, tutuklanmayı belki de  göze almış....

Tam bir dram, ruhunda yarattığı travmalar da hesapsız olmalı..

Sunuda biliyoruz ki; şehirli ve olanakları olanlar bunu kürtaj yoluyla  hal ediyorlar, bu kadar risk, vebalin ve dertlerin  içinede girmezler..

Şimdi birde  bu getirilen  kürtaj yasağıyla bunlara şehirler  dahil olur.. Ve tüm toplumda az evel anlattığım olaylar bilmem kaça katlanır…

Bunlar gözardı edilen  gerçekler..
Sezeryen müdahalesine başvuranların yine çeşitli gerekçeleri  vardır..En başında çocukların ölüm-sakat kalma riski ve annenin sağlığı..  yanı cepçevre saran  insanı durumlar..

Tüm  bunlara yasak getirmek ne kadar mantıklı,  acaba sakat dünyaya gelen çocuklara devlet baba  şimdiye kadar çok mu sahip çıktı, yada doğumda gerekli müdahale edilmeyip öksüz  doğan çocukların yaşam şekline ne kadar destek verdi?

Uludere katliamında  vurulan otuz dört genç-çocuk devlet babanın gerek ekonomi, sağlık, eğitim gereksede koruma desteğini alsaydılar asla mayınlarla döşeli, binbir risk-ölümün kol gezdiği, silahların gölgesinde sınır ötesine gidip kaçakçılık yapmazdılar..

okulahaydiOnların yasıtları  zira okul sıralarında ders görüyordular..

Uludere’de yaşanan  katliam Türkiye ile sınırlı kalmadı ve giderek dünya gündemine oturduğu herkezce  mahlum. Bu konuda günlük başını bir çok şekilde izledim..

Türkiye Başbakanı  gündemi değiştirmek için kürtaj-sezeryen konusunu gündeme getirince haklı olarak  dört bir tarafta  zelzele koptu.Lakin  kopmasına rağmende  yasanın mecliste geçeceği korkusu yaşanıyor....

Kürtaj konusuna getirilen yasaklar bir bütün olarak   insana, kadına, çoğuğa-aile yapısına müdahale ve  haksızlıktır..

Örneğin Türkiye sınırları içinde dar gelirli bir aile kaç çocuğa bakabilir ki, askarı ücretle yarı aç yarı tok, keza açlık sınırında, daha da aşağıyada iniyor..

Çöplüklerde yiyecek toplayanların gün geçtikçe  sayılarının çığ gibi büyümesine bakılınca tam facia..
Dört çocuk ve daha fazla çocuk yapmayı önermek, kurtajı yasaklamakla  aç-okulsuz, perişan çocukların sayısında  yanlızca çoğalma olur..

Kürtaj yasaklanması; yanlızca daha fazla çocuğun cami avlularına, sokağa, ölüme terk edilmeleri, öldürmelerine ve  kadınların suçlu konumuna getirmeyi artırır.

Bugüne kadar devlet hangi dar gelirli aileye, çöplükte yiyecek toplayan, kışın üşüyen çocuğun yardımına koştu,  çocuk eğirgeme-yuvalarındaki çocukların  sorunlarına birinci elde ne kadar müdahale etti, anlatılana kulak verdi, çözüm üretti?

Artan çocuk-anne ölümlerin üstünde siyaset yapmayı müslüman bir ülke nasıl kaldırır, vebali ağır mı ağırdır....
Sonra yasaklar her zaman yasadışı yolları  birlikte  acar.. kurtajı yasaklamak insan, kadın ve çocuk  haklarına aykırı..

Sezeryen için yazılan çizilenler var..sağlık-risk olayın dışında istismar, yani parası olan acı çekmeden, normal doğum olayında kaçmak yada doktorların menfaat sağlamaları  tabiki doğru değil..

Fakat sezeryen kanunen yasaklansa bile parası-olanağı olan gider yine  yapar.. burada  olumsuz etkilenen,  olanağı olmayan  sadece  dar gelirli  kesim olur..

Türkiyenin  kalkınmasına çok çocuğun olmasının ne kadar faydası olur ki?
Yanlızca  kağıt mendil, simit, şu vs satan okul çağındaki çocukların sayısı artar, bunu   hangi vicdan kabul eder?

Yada fabrika, atölye gibi işyerlerinde çocuk işçilerin sayıları  kabartdıkça kabarır,  bu hangi vicdana sığar?

Haa birde İstanbul ve büyük şehirlerin köprü altı-yanı, çarşı ortasında  yaz-kış dilenen çocuk sayıları biraz daha fazlalaşır,  bunu hangi vicdana kaldırır?

Ve daha ergenlik yaşına girmeyen çocuk  gelin-damat sayıları biraz daha çoğalır..

Acaba   devlet tüm bunlara ne kadar müdahaleci, çözüm getiren  olabiliyor?

Bu  saydığım kabarık sayıların ülke ekonomisine belki katkısı şu şekilde olur,  patronlara sigortasız, ucuz işgücü olanaklarını getirir..

Yasaklar  hiç bir zaman çözüm gücü olamaz, bunu  iktidar sahipleri iyi bilir fakat işlerine gelmez..

Insan hayatı üzerinde iktidar sahibi olmak, hüküm sürmek yanlızca derin   travmalar  yaratır..

Elif ORHAN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile