Yazdır

Sevinçleri Mayalıyorum..

Yazar: Administrator Aktif .

 

yasam.-Elif ORHAN

 

„… etrafında dünya u güneş misali gibiyim
nefes nefese dönüp duraksamadan
bakıyorum gözlerine, yüzüne, yürüyüşüne, öfkene, endamına
merak bu ya bana en yakın hangisi diye
sonunda büyük buluşçu gibi bağırıyorum bulduğumu
sevdalandığım gülüşündü
anlatırdı var ile yok arasındaki uçurumu.“

Sevinç Kırıntılarını Mayalıyorum..

Hiç bu kadar sevinç kırıntılarını mayalamamıştım bu sabah gibi.


Kederli  diyarlar üzerine iki çift gökkuşağıyla sarıldığını.


Kara bulutları delen güneşin dirençli gülümseyen yüzünü.


Çamur içinde lastik ayakabıyla oynayan yara bere içindeki çocuğun umutlu gülüşünü.


Alıp başını gidenin peşinde bir taş suyun yeniden dökülüşünü.


Yani diyeceğim.


Hiç seni bu kadar özlememiştim bu sabah gibi.


Evet iki gözüm söylemek istediğim ve   taa derinden, yüreğimde birikmiş özlemim bu....


Hiç seni hiç bu kadar özlmemiştim bu sabah gibi.


Sakın 'bu sabahın ne özeliği var' sözüne takılma, olmalı bir anlamı, yoksa dilime pelesenk  olmazdı.


Bu sabah dünya ve  o küçücük, darmadağınık, boynu bükük mekanlar gözüme dosdoğru, bütünmüş gibi geldi.
Tuhaf mı tuhaf, gizemli mi gizemli, nasıl tarif edeyim, tümceler anlamını kaybediyor.


Büyülenmiş gibi  civardaki her ne canlı varsa onlar gibi bakakaldım.


Yoksa finali iyi, güzel, doğru oynama sırası bize mi geldi, bunu  gözler konuşuyor, yürek ritimlerle eşlik etmeye başlamış, kim susturabilir artık, akan su yolunu bulmak üzere akıp gidiyor diyar u özlemlere.


Bu tan vaktine doğru aradığım  her ne ise unutup   tutuldum tekrar bir avuç sevinç kırıntıların izlerine.
Biliyor musun iki gözüm; hayat  tekrarların sürekli yaşandığı upuzun bir güzergäh olmuş meğer.


Bazen bunu unutup  kırıp dökerek yola düzülürüz, sanırız ki arkaya dönüp bakılmayacak kadar kısa dar bir patika var .
En büyük yanılgı ve kayıpları da bu sığ,  boş bilmişlik  mantık veriyor.


Bu sabahı anlatacaktım değil mi;  gidip gitmeme arasında bocalarken gözlerim çedere ağacın üzerindeki  o güzelim güvercinin  uçuşuna  hayran kaldı.

Hiç seni bu kadar özlememiştim bu sabah gibi.

Ve bende aniden yorgunluk ve  keyifsızlığımı  dağıtma görevini önce omuzlarıma, sıra ile gözlerime, en sonda yüreğime teslim ettim.


Ha gayret bir başlama olmalı, o gizemli mıknatısımlı tinılar uzun zamandan beri başımı döndürüyordu.

ORHANZira  mavimsi ışıltılara kulak tıkamaları zaman ötesine bırakmış gibiyim.


Ayağım  meşe ağacın dibinde yabanı kuşun bıraktığı sarımtırak yumurtalara takılmak üzereyken daldığım düşlerden  aniden sıyrıldım.


Yani yol ararken o unutulmayan nesne her ne isimle anılıyorsa gelip gözlerime ilişti, bulma  şaşkınlığıyla  sağım solum biribirine karıştı.


Sanki gözlerim güne duran alageyiğin pençesini ve altın misali ışıldayan gözlerini arıyordu.


Meşe ağacın kökünde  toprağı yavaşça zorlayıp çıkan nergis çiçeği ne kadar da kendinde emin ve gururlu  başını kaldırmıştı.

Bakarken kendi kırgınlığımden bütünüyle  sıyrıldım.


Bugün günlerden, mevsimlerden hangisiydi, bildiğim tek bir anlama bürünmüş hälı var artık.


Ben tam da bugün  sevinçleri mayalıyorum, bir tutarsa, tutar…

Sevinç kırıntılarnı  bilmez misin çabuk boy atar, dal budak verir, sonrada bir şen şakrak çiçeğe durur dört bir yanına.
Yani iki gözüm tam da aradığım bu…
Şimdi yol ayırımı  yapmadan boynu bükük, elleri böğründe kalmış,  parçaları bir daha yanyana gelmeyen,  umudu olmayana doğru doğru yol alacağım bu azimle.


Yani iki gözüm hiç seni bu kadar özlememiştim bu sabah gibi.


… etrafında dünya u güneş misali gibiyim


nefes nefese dönüp duraksamadan


bakıyorum gözlerine, yüzüne, yürüyüşüne, öfkene endamına


merak bu ya bana en yakın hangisi diye


sonunda büyük buluşçu gibi bağırıyorum bulduğumu


sevdalandığım gülüşündü


anlatırdı var ile yok arasındaki uçurumu.


Elif ORHAN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile