Yazdır

Nergis çiçeğinin Kokusu.

Yazar: Administrator Aktif .

Elif ORHAN

“… masrafsız, Munzur dağın tepesine sırtına alıp bilmem ne kadar  ağırlık yük taşıması değil. Yumuşacık, çiy tanesi kadar hafif, pırıltılı.“

Nergis çiçeğinin Kokusu.

Bahar Gülüşlüme, uzun zaman oldu değil mi sana yazmadığım, ne çok da özlemişim bir bilsen, mektup yazmak neden bana bu kadar güzel geliyor,  sanki ard arda sıralanan harf ve kelime dizeleri üşüyen ruhumu  güneş ışıkları gibi  sıcacık kılıyor.

Güzelmiş sana yazmak, içimi dökmek, her bir harf ile kavga etmek, bazen de yaygaracılığımı  dönüp seyretmek  bilsen bana  ne çok çagrı yapıyor!

Yok, yok isyan etmediğim gibi öfkeli de değilim, canımı acıtsa da seni özlemek iyi geliyor, asıl özlenecek birinin olmaması ya da özlenen olmamak kötü yaralar.

Bugün gün ışıyınca uyanıp pencereye gidip her zaman ki gibi gözlerim  önce güneşi aradı. Görünen o ki   bugün cömertçe ışınlarını gönderecek. Çocukluğumuz gibi ağız dolusu gülümsemesi yüreğim kıpır kıpır ediyor.

Çıkıp ayaklarım yorulana dek yürüdüm de yürüdüm..



Bilsen buna ne çok seviniyorum. Sana bugün sevgiye  dair yazmak içimde geldi, bilirsin bu sözcüğü hep sevmişim çocuksu düşlerim gibi.

“Sevgi“ insana verilen en güzel hediye, değer. 
Paha biçilmez  nesne olduğunu  demiş bir bilen mi, masal anlatan mı, ne fark eder iki gözüm, önemli olan  doğruluk payı, yoksa kimin söylediği fark etmiyor .

Tek bildiğim, sevgi nadide, kırılgan  bir çiçek gibidir.

Alınması bir o kadar da kolaymış, tabiiki alana kolay geliyor.

Bir çırpıda hemencecik, masrafsız, Munzur dağın tepesine sırtına alıp bilmem ne kadar  ağırlık yük taşıması değil.
Yumuşacık, çiy tanesi kadar hafif, pırıltılı. Tıpkı özlemler gibi yakıcı ve  çok sevdiğim nergis çiçeği  kokusunda.

Lakin taşınması  çok  mu çok  ağır gelirmiş kimisine.

Onun için de daha yolun başında mı, ortasında mı, yoksa bitimine az buçuk kaldı mı fırlatıp atarmış hayıflanmadan.

Ahh be iki gözüm,  bilmem ki nasıl kıyılır, harcanır bozuk para gibi, gücendiğim bu.

Sonra bilinir ki; her omuz kaldıramaz, ne baba yiğiti, ne de ana yiğidi.

En kötüsü de tükenmediğini sanıp  bol kesede kolay harcanırmış ufacık egolara.

Heba olurmuş kadir kiymet bilinmezin hoyrat ellerinde.

Teraziyi eğri  tutanın elinde  çarçur olunması da ayrıca taşıyanı incitirmiş.

Sonra  sevgiyi veren bir başını çevirip bakar dehşetle, kırgınlıkla, hayalkırıklıkları gözbebeklerine hücum eder, avucuna cam kırıklıkları dolar ve  üzerinde geçen yıllar avuç da o hep kanatan kıymığı bırakır...

İnanması zor olup  uzun bir zaman hep karşıdaki suçlu görünür  alan ve verenin gözüne. Kimsecikler dönüp hiç mi hiç kendine bakmaz, baksa da şişkin egoları buna engel.

Korkuya kapılıp içine  gerçeği sindirmeyen  de zik zakları çizdirir her birine, işte gerçekle  hayal burada karışır.

Her ağızda çıkan öfkeli  kelam  yanardağda çıkan ateş parçacıkları gibi değdiği an yakar, kavurur, uzaklaştırır civarında her bir canlıyı.

O kutsanmış güzellik  telef olur apansız.

Ve  kem gözlere, zifiri karanlık yüreklere de  ucuz yem olup orta yerde öksüzlüğe mahkum kalır...

İşte “Bir varmış bir yokmuşla başlar.“

Tüm mesele bu.

Masal gibi…

Ne çabuk geçti diye inanamasın olan bitene.

Ait olmak masalın ta kendisi.

Elif ORHAN

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile