Yazdır

Bekle Beni Kitapla Çalacağım Kapını.

Yazar: Administrator Aktif .

Elif ORHAN

"...En karanlık yaşamları anlattığı öykülerde bile bir umut ışığı yakıyor."

Bir Anı Oldu Benim İçin...
Güneşi Emzirirdi Gözleriyle.

Bir ara yazmıştım ki bundan böyle sevdiklerime, dostlarıma hediye seçerken tercihimi kitaptan yana yapacağımı ve yine eklemiştim yazımın sonuna “ Bekle beni kitapla çalacağım kapını“.

Sanırım sözümde durdum, söz sözdür.

İlk kitabımın roman mı yoksa öykülerimden mi olmalı sorusuyla bir süre çatışıp durmuştum. 

Sonunda kimi dostların öneri, tecrübeleriyle benim gözlemlerim birleşince ilk kitabımı öykülerimden seçtim.

Önsözünü dostum sevgili Yaşar Seyman yazdı onca yoğun işleri arasında.

Bir baş ucu kitabı bu, böyle hazırlamaya çalıştım, neyi ne kadar başardığımı okuyucuların tepkileri artık gösterecek.

Yayınevi tarafında dağıtım 1 Temmuzdan itibaren yapılacak.

Bundan dolayı bana gönderilen kitapları dağıtıp tanıtımını yapmadım, usul usul çocukça başlarını okşayıp beklettim yanımda.



Ancak geçen gün gittiğim bir etkinlikte dostlarıma ilk kitabımı imzaladım.

Yıllardır yazı yazıyorum, kağıt-kalem en sevdiğim uğraşım olmasına rağmen  ilk kitabımı imzalamak bana tuhaf mı yoksa garip mi bir duyguyla yüz yüze getirdi.

İlk kitabımı yazar dostum Sevgili Nurettin Aslan’a imzaladım da, ne imzalama, açıkçası kitap okuyan, yazan ve  alan biri olmama rağmen ne yazacağımı bilemedim.

Aksilik bu ya, bir de kalem de yazmadı…

Sonunda yarım yamalak imzaladım  da, lakin  bu kez de tarihini yazmayı unutmuşum, belki de bilmiyordum, bu da başka bir anı oldu benim için.

Elif ORHAN

.......

(ÖNSÖZ)
DERSİM’İN ELİF’İ

Onu kalemiyle tanıdım…

Ve çok beğendim.

O, Elif Orhan

İnternetin bilgi nehirlerinden akarken; onun, o unutulmaz yazısını yakaladım. Kapıldığım akıntı beni Munzur’la buluşturdu. Hani o acılı coğrafyada acıların merhemi olan su. Özlemiyle yanıp tutuşanların buluştuğunda ekmeğini bandığı kutsal Munzur...

İşte yüreğimi dağlayan o yazı:

Güneşi Emzirirdi Gözleri ile...
“Yola Çıkıyorum. Hiç dinlenmeden yetişmeliyim. Aha şu tepeyi, şu derenin yamacındaki yüksekliği de aştım mı, geriye şu yüksek yamaç kalıyor. Onu da aştım mı, gerisi kolay. Yol az kalır. Daha güneş batmadan yetişmeliyim ki onun güneşe bakan gözlerinden güneşi nasıl emzirdiğini görmeliyim.
Ne çok özlemişim!

Nasıl da kokusunu özlemişim yüreğimin, hele bıyık altından dünyaya meydan okuyan alaylı gülüşünü! Ya ağız dolusu kahkahasını, kıvırcık saçlarını! Munzur güneşi kadar aydınlık, ışıl ışıl gözlerini… Çok özlemişim yüreğimi galiba...”

Munzur’un kızının Munzur’la kimi kez sesli ve sitemli kimi kez sessiz ve sitemsiz akan yazıları…

Köşe yazıları, anıları, öyküleri ve kuytuda bekleyen romanlar…  

İlle de öyküleri…

Kısacık öyküleri, doyumsuz bir Anton Çehov öyküleri tadında…

Yaşam karmaşası içinde, acımasızlığı, ihaneti, acıları insani duyarlılıkları unutmadan insanca işliyor.

Elif, ne yazarsa yazsın tüm yazılarında kıblesi insana dönüktür.

Adı gibi…
“İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elif diye
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elif diye”

Karacaoğlan’ın doğa sevgisini nakışladığı gibi o da en zor nakış olan insan nakışını sevgiyle işliyor…

Bir Anadolu kadını gibi içten, doğal, katıksız, biraz isyan dolu ama umudunu taze tutan bir kalem…

En karanlık yaşamları anlattığı öykülerde bile bir umut ışığı yakıyor.

Gelecek vadediyor...

Onu izlemeyi sürdüreceğim…

Yaşar Seyman
Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Ankara,  15 Şubat 2013

Yorumlar   

 
0 #1 CVP: Bir Anı Oldu Benim Için.Cemal Çağlı 10-12-2013 14:56
/Ozan yayıncılıktan çıkan, 38 öyküden oluşan ve adı, "GÜNEŞİ EMZİRİRDİ GÖZLERİYLE" olan bir kitap okudum.
Yazarı Keje Elif Orhan olan bu kitap, önce ismiyle ilgimi çekmiş ve bende biran evvel okuma isteği uyandırmıştı. Nihayet elime geçti ve bir solukta okudum. Bu öykülere anladığım kadarıyla yazarın yarattığı değil yaşadığı öykülerdi çünkü yaşamadan yazılamazdı, yazılsa da bu kadar etkili olamazdı.

Yazar Dersim'li ve kadın olmasından dolayı yaşananları öcelikle kadın duyarlılığı ve o kadınların acılarına tanık olmuş birinin gözüyle kaleme almış. Genelde kadın, özelde Dersim kadını kadını üzerinde yoğunlaşmış ve kadınların yaşadığı acıları şu etkili cümle ile dile getirmiş:"...ka dınların tülbentlerinin ucu hep gözyaşı kokuyor,çok güldükleri zaman bile içleninde canlarını acıtan saklı keskin bıçağın varlığını çabucak ele veriyorlar"

Öyküler Kürt Ulusal hareketi merkezli yaşantılardan ve deneyimlerden yola çıkılarak yazılmış. Her davanın mutlaka sevdaları olduğu , toplumsal sevdalar uğruna canlarını verenlerin , doğanın almazsa olmazı olan ikili sevdalara zayıflık olarak bakıldığı, her şeye rağmen bu sevdalarını en zor koşullarda bile yüreklerinde, benliklerinde yaşatma yüceliğini gösteren insanlara karşı özgürlük ve eşitlik;adalet ve devrim adına acımasız davranıldığını etkileyici imgeler kullanılarak yazar tarafından dillendirilmiş. Çizdiği kareler öyle etkileyici ki insan kendini zaman zaman dağlarda, dağların acımazıs koşullarında, çekilen sessiz çığlıkların ortasında buluyor kendini.

Hiç bir özgürlük mücadelesi sorunsuz, hastalıksız yürümüyor/yürüy emez. Sonuçta özgürlük mücadelesini sürdürenler de insan. İnsan, içinden çıktığı toplumun her türden alışkanlığını, algılama ve yorumlama biçimlerini de beraberinde taşır. Düşünceyle duygu çoğu kez farklı kulvarlarda yol alır. Duygusuyla düşüncesi çakışın insan sayısı çok azdır ama düşüncesiyle duygusu çeiişen çok insan vardır. Bir devrimci düşünceyi savunmakla o düşünceye uygun yaşamak aynı şey değildir. Birinci kolaydır , ikincisi ise çok zordur çünkü bir düşüncenin içselleşmesi binlerce hamlenin sonucunda oluşur.

Yoldaş yoladaşa kıyar mı, kötülük yapar mı, karalar mı ? Evet kıyar,kötülük yapar ve karalar çünkü dediğim gibi insan içinden çıktığı toplumun hastalıklarını, hatalı algılarını, toplumsal ve sosyolojik temele dayanmayan yorumlama biçimlerini yaşadığı her alana birlikte götürür. Böyle olduğu için de acılara karşı savaşırkan ek acılar yaratmak ta kaçınılmaz olur. Yaşana, yaşana acılarla büyür insan, deneye deneye olgunlaşır ve daha az hatalı teorilere , pıratıkilere ulaşır. Kısaca devrimler kendi içinde acıları, kederleri , hainlikleri , düşmanlıkları da taşıyarak gerçekleşir , hayat bulur. Devrimler öyle ya da böyle gerçekleşir ama gerçekleşen/ger çekleşecek olan devrime/devriml ere uygun insanı yaratmak devrimlerden sonra da çok uzun yıllara malolur , hatta çoğu kez bu düş gerçekleşemez ve yeniden karşı devrimlerle yaşamak zorunda kalınır.

Sevgili Keje Elif'in yazdığı öyküler beni sadece duygulandırmadı aynı zamanda çok olumlu etkiledi. Onu tanımıyorum,kaç yaşında olduğunu da bilmiyorum ama gözümde canlanan onun tabiriyle tam bir "Dersimli kadın". İyi ki böyle kadınlarımız , yazarlarımız var. Onları tanımak ve tanıtmak ta barışa , kardeşliğe, sevdalara inanan bizlere düşer.
Son sözüm şu olsun: Davalar, sevdalara mezar olmasın.
Cemal Çağlı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile