Yazdır

Dersim Dört Dağ içinde geride kalanlar.

Yazar: Administrator Aktif .

Elif ORHAN

"...Capcanlıdır Dersim diyarı, nazlı çocuklara benzer ve umudu bağrında besler, çalımından geçilmez."

Dersim Dört Dağ içinde geride kalanlar.

Dersim diyarına bahar mevsimi güneşle birlikte “Merhaba“ deyince yaşayan tüm canlılar kalabalıklaşır ve yerinde duramayan çocuklar gibi ağız dolusu gülümserler tabiat anaya.

Renk cümbüşüne bezenen doğa gözleri kamaştırır.

Tüm özlemlerin gerçekleşmesinin an meselesi olduğu duygusu sarıp sarmalar yürekleri.

Kuşlar en güzel ötüşlerini katık yaparlar bu güzelliğe.

Ne güzel de oluyor tekrar taa o eskiden olduğu gibi her yaşta insanların birlikte günü karşılamaları.

Dapirler heyecanla karışık bir telaşla doğan güneşin karşısına geçip mırıldandıkları dualarla saçlarını örerler. Bu onların yorulan bedenlerini dinlendirir, ruhunu dinginleştirir.

 

Capcanlıdır Dersim diyarı, nazlı çocuklara benzer ve umudu bağrında besler, çalımından geçilmez.

Onun içindir ki bunca geçen zaman, yaşanılan tufan, vurulan darbelere rağmen hâlâ gönüllerde iz, gözlerde hayal, klamlarda ismi silinmiyor.

Ancak ne yazık ki güzel zamanların ömrü kısa olurmuş, bunu en iyi, kışın ve soğukların bastırmasıyla Dersim’de geride kalan kınalı saçlı, ellerinde düşürmedikleri teşisiyle, dudaklarında ağıtlı klamlarıyla Dapirler bilir.

Dersim diyarı gittikçe insansızlaşıyor, gerek savaş, gerek yoksulluk ve gerekse de sularla yok edilme noktasına ulaştığı acı bir gerçek.

Bu dur durak bilmeyen baş aşağı gidişe yalnızca geride bıraktığımız cefakâr yaşlı Dapirlerimiz güçleri oranında engel oluyorlar.

Çünkü onların varlığından başka direnen güç yok gibi. Çocuk sesine hasret geçen ayların sayısı giderek fazlalaşıyor, bu da yakıcı bir gerçek.

Hâl bu olunca canlı olan her ne varsa karalara bürünüp boynu bükük tükenmeye doğru gider. Bu da doğanın bir diğer kanunu…

Canlıların, hele insanların terk ettiği, yaşamadığı, kaçtığı yer giderek viraneye döner, çoraklaşır. Dört dağ arasında kalan diyarın öksüzlüğe tabii olması gittikçe yakınlaşıyor ki bu durum tüm Dersim insanını üzüyor, düşündürüyor, ama lakin buna dair üretilen bir şeylerin olmadığı da hâlihazırda bilinir.

Yaz tatili yakınlaşınca duvar diplerinde, eli böğründe, gözleri karşı dağın gerisinde çıkan güneşe kilitlenen, dua mırıldanan dudakları gibi Dersimli Dapirlerin yüreği de kıpır kıpır eder.

Kışın bitmesi demek peşinde gelen baharın toprağı canlandırması ve ardında yollarını bekledikleri uzaktaki sevdiklerinin gelişinin heyecanı sarar.

Sonra bilmem kaç yıl önce Dersim merkezde başlayan ve giderek tüm ilçeleri kapsayan festivalde ziyaretler diyarına ayrı bir canlılığın getirdiği de bir başka gözle görülen gerçek.

Dört dağ arasındaki bu kutsal toprağın kendi insanlarına ihtiyacı var.

Onları nasıl çeşitli nedenler dünyanın dört bir yanına savurmuşsa, başka vesileler de tekrar yılın bir kısmının en azından yanlarında geçirmelerini canı gönülden isterler.

Bu onlara sevinç, canlılık ve direnç verir.

Ayrıca bir başka nokta da Dersim kurum, örgütleme ve oluşumların varlığı getireceği katkılar var.

Ancak ne hikmetse tüm sol örgütlerin neredeyse bel kemiğini oluşturan Dersim insanı kendisine gelince çekimser kalıyor, umursamıyor ve hep erteliyor bilinmeyen fi tarihlere.

Sonuç olarak yaz tatili bitip festival kalabalığı da sona erince tekrar geride, elleri böğründe kalan Dersimli Dapirler yalnız kalır.

Dersim’in tekrar bir şekilde canlanması, insanına hasret kalmamasının çeşitli şekilde oluşum, örgütlemeleriyle bir nebze yakınlaşır. Örneğin “Dersim Yazarlar Birliği“ gibi oluşum, vakıf önerileri getiren ve koşuşturan, çaba harcayan yazar arkadaşlar var, ancak onların öneriler getirmesiyle yalnız kalmaları garip geliyor.

Aslında her bir eli kalem tutan Dersimlinin bu tür oluşumlara destek sunmaları, çevresinde bir halkanın oluşturması gerekir, ama lakin olmuyor, hâlbuki olmalı, artık bir şekilde kutsal toprağın insanları el ele, kol kola girmeli…

Yetirince birbirine sırtını çevirdiler, bu işte hep kaybettirdi tümüne.

Evet, Kutsal toprakların tekrar canlanması, insanlarıyla kalabalıklaşması, o tılsımlı tınıların ayak seslerini duyması güzel, iyiye vesile olacağı inancını her birimiz taşımalıyız.

Elif ORHAN

Yorumlar   

 
+1 #1 KEJEAli Haydar KOÇ 04-08-2013 12:16
Wullı, Keja kı keja!...
Klama doğriya. Neto rındo. Kamo naye savacıro kı?
Mılleté nusnayoxé Dersim kı jubnané wayır bı veciyo, kamılé Dersimi, Wandoğe Dersim ki beré ju ca, peşta ma kı bena qewatın, vırniya ma kı bena ya.
Hama Keja mı, ongoré na wantena ma oncakı hona hona tayé xuyé xo caneverdané. Hona zedé ma çıxarciye, hona haté ma aşiretçiyé, hona hatté ma jubino ne wazenné...
Owa kı Dersimic dersımicré kerda, keş keşiré nekerda!... Na xebera qâna...
Umudé mı cencana esto. İzina Xızırra Mılleté Dersim rawa doğriyé venno...
Xér weşiyé to sero bo!
Aleyder...
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile