Yazdır

Yani sonra diyorum ki..

Yazar: Administrator Aktif .

 

botandaElif ORHAN

"….bizim diyarların insanları ya suskun, küskün ya hırçın, yanlız ya da benim gibi bir şekilde uçlardan inmiyorlar...“

Yani sonra diyorum ki.

"Kimsin,  ne arıyorsun bu tanımadığın ıpıssız yerde, yolcu musun, zamanın varsa gel sana bir çay demliyeyim“   diyor  etekleri yerleri süpürecek kadar  uzun olan kadın. Yüzünde şaskınlık ve sefkat okunan sesiyle adeta koruyordu.

_Bilmiyorum ki kimim ben, çok mu sevdim yolcu olmayı,  bana yakışıyor mu,  hep bir yerlere doğru yol almak payıma düştü de…


Bazen bilerek bazen de kovaladığım bir ışık gölge oyunu beni sürükledi.


Bak bunu da  eksik söyledim, demiştiler ki, ya da okumuştum bir yerler de,  uzun mu uzun bir kapraranlık tünel varmış.


İşte onu bulup  bakmak heyecanı beni sarıp sarmaladı...


Acaba gerçekten  uzun tünellerin  ucunda o özlenen ışık var mı?


„Seni  anlamak hep böyle zor mu, lakin gözlerin bir başka konuşuyor, ki buranın yabancısı  ve  kendini dahil etmek için yola çıkmış olmalısın.“

 



_Belkide  gördüğüm bir düş vardı…


Gökkuşağının altında geçip istenilen gerçekleşiyormuş, onu da rüyamda mı görmüştüm, gerçeklik payı  var mı, benim bu düşlerim mi beni oyuna getirdi, yoksa kötü bir şaka mı, orasını bulmak için yola çıktım.

Belki de  telefuz etmekten çekindiğim, kendime yediremediğim, yüksek sesle kulaklarımın duymak istemediği mi var, olamaz mı, sorular ne  çok…

"Sorular çok da sen neden kendine sormaktan bu kadar geciktin?“

_Soruları kendime sormaktan gecikmedim, tuhaf olanda biraz olay ve olguların nereye kadar uzanacağını çabuk fark eden biriyim de fakat işte burada keşke şu "Fakat“ saklı olmasa daha iyi olurdu.

Dedim ya garip olan bir şeyler var.
Çok çabuk  olayları fark ediyorum, aynı şekilde karşımdakinin niyet, düşüncesini çabuk okurum. En büyük hatam da duygularımı saklamıyor, reaksiyonum çabuk oluyor.

Zira düşünceleri okuduğum zaman bunu karşımdakine   ya hemen hissettiririm ya da biraz zamana yayar „"ya yanılıyorsam“ kaygısına sığınır, tedirgin olurum.

Bazen diyorum ki keşke ön sezgi ben de bu kadar güçlü ve baskın çıkmasaydı, belki o zaman daha mülayim, isyanı uçlardan yaşamazdım.

İgezideşte bu tezat acıtıyor.

Halbuki çabuk sezgilerim olmasa karşımdakini herkes gibi kabul eder, topluluğa dahil olur ve belki de var olan, dayatılan potadan erirdım...
Sancısını da çekmezdım.
Ben ne yapıyorum; Okuduğum düşüncelere göre tepkimi uçlarda gösteriyorum.
 Zaman zaman buna kızdığım, hayıflandığım olmuştur,  yine de  sürüye  katılıp risklerden korunmaktansa uçlardan seyretmeyi  terci etmişim...

Sonra başımı  çevirip sağıma soluma bakıyorum, aslında hiç kabul etmediği düşünce, tez ve savunduğu, inandığına ters, ancak tepkileri üzerine çekmemek için,  sürüden ayrılırsa kurt yer misali başını eğip dahil oluyorlar...

Açıkçası bu tür kişiler hem tepkimi çekip  gözümden düşüyor,  hem de ilkesizliğinden dolayı yok sayıp ona "hiç“ olduğunu bir şekilde tavırlarımla mesajını iletiyor ve köprüleri de bu şekilde atmış olurum...
Ne yapalım bizim diyarların insanları ya suskun, küskün,  ya hırçın, yalnız,  ya da benim gibi bir şekilde uçlardan inmiyorlar.

Ne  diyelim, nasıl anlatmalı, wesselam zor, yani;

…kalabalık içinde o dayanılmaz sızıyla, binbir bahaneye başvurup  gözucuyla aramak nedir  bilir misin?

Bazen de  kendine, insana, sana bile yasak koyarak, yalnızlığın  gölgesinde isim vermeden düşünü kurmayi  bilir misin?

Ya dudaklara konulan yarım gülüşlerde saklılığın özlemini  bilir misin?

Ya   şu yamacın  ucunda boyveren nergis çiçeğine usulca yaklaşan uğur böceğin diyecekleri benim dudaklarımda çıkanla benzer oluşu nedir  bilir misin?

Sen söyle,  sen benim hakkımda neler bilirsin  ki?

Yani sonra diyorum ki,  'Hayatı ıskalama lüksüm yok.'

Elif ORHAN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile