Yazdır

Yüreğime Kar Yağdı.

Yazar: Administrator Aktif .

 

ggnkusagiElif ORHAN

"...Peyderpey yıldızlar geceme üşüşüyor, kalbimin sesini kulaklarımda duyar ve ince bir sızı yüreğimi hırpalıyor  inceden … karmaşık   anılar valsı ruhumu okşuyor hafif sarsıntılarıyla..."

Yüreğime Kar Yağdı.

Bahar Gülüşlüme...

Bugün  kâh özlemini duyduklarım, kâh Munzur Dağı, kâh sen  düş’üme düştün.
İç içe yaşanan acı ve sevinçler...
Zaman tüneli yolculuğunda yüreğim yüreğine doğru bitimsiz sevinç kırıntıları ve hüzünlerle yol alıyor. 

 Güneş, ay, yıldız, Munzur Gözeleri tadında bir mektup daha yazılıyor gecenin yerini sabaha bıraktığı an`da…

Biliyorum sen dahil ve  kimisi   mektup yazmanın modasının geçtiği söyler durursunuz.  Zahmetli iş olduğunu, gerekmediğini,  sonra zaman aldığı da eklenir değil mi?

Lakin bana göre olmadığını elime kalem ve hışırtısını kulaklarım da his ettiğim kağıt bir başka tat verip anlam katıyor güncemde her ne varsa.…

Tamam  seninle hemfikiriz, hüzün verir her karalanan satır ve edilen konu.…

Lakin tatlı bir haz verir karalanan sözcüklerle oluşan  tümcecikler...



Ağzına kadar rengarenk anılarla dopdolu bir bahçe bu.

Peyderpey yıldızlar geceme üşüşüyor, kalbimin sesini kulaklarımda duyar ve ince bir sızı yüreğimi hırpalıyor  inceden … karmaşık   anılar valsı ruhumu okşuyor hafif sarsıntılarıyla...

Gelecek ile geçmiş arasında ki o incecik çizgi de gel gitlere dalmışım.… zaman tünelinde kendi iç dünyama yolculuk bu, bilsen nelerle karlaşmıyorum ki, çokça şaşırdığım da olmuyor değil.

Ne çok şey unutmuşum, unutmaktan ziyade  ötelere mahkum etme...

Sonra zaman tünelin kıvrımların arasında  anılar  käh sorgular,  käh acıtır ve käh ağız dolusu kahkahaları getirir.
Tarif edilmez bir keyif,  hüzün kokulu duygu seli  …

Evet ya, yılların ardında saklı kalan bazı anı’lar renga renk  konumları ve ağırlıklarıyla  sıra dışılığını koruyorlar.

Bazı anılar da şipşirin, geleceğe dair umut vaat etmese bile sevinçe göz kırpar,  sis perdesi gerisinde usulca, rahatsız etmeden, kırıp-dökmeden  zulasında başını uzatıp  kıpır kıpırlığıyla  gözlere ışık serpiştirir…
Dudaklar hafif, kırılgan ve  muzipçe kıvrılır.
Işık tadında  kalır yıllar yıllı damakta…
Unutmaya mahkum olmadığı kadar insanın elinin tersiyle iteklemesi de sözkonusu olmaz, bir renk cümbüşü olur zulada ömürün  yettiği kadar…

Kimi anılar yüreği hüzünle dop dolu kılar…
Ateşe dokunur gibi el yakar.
Küllenmez, soğumaya başlayan ateş tanecikleri gibi kül altında ara da pırıltıları etrafa saçılır.
Lakin canlanıp karanlığa meydan okumaya mecali yok…
Hatırlanır aradan, kimi an  elinin tersiyle en dip köşeye iteklenirken ansızın göz göze gelinir ve kirpikler kırpıştırılır ıslaklığıyla…
Unutulmak istenmese de her an canlı tutulması da hiç mi hiç istenmez...

Kimi anılar  ağu gibi acı ve yalnızca ötelere, hem de çok ötelere elinin tersiyle itilir, neden başını uzattı diye kırılır, hiç hatırlamak  istemez taşıyan..

Sonra, kimi anılar  kasırga şiddetinde öfke barındırır ve  değeri olmadığı gibi zulada boş yer işgal edilmesine tahamül edilmez, silinip süpürülmeye mahkum  edilir…

Ve bazı anılar da   yüreği kanatır da kanatır, hatırlanması acıtır taşıyan canı…
Lakin acıtmasına rağmen hiç unutulmaz, istif olunur zulanın en giz yerine ve  arada başı okşanır en dip yerinde ki sesizliği.

Haa sana bu satırları yazarken gözlerim bir fotoğrafa değdi…
Bilsen yüreğim ne kadar üşüdü, dondum…
Kaskatı kesildi ellerim, kalem tutmaktan zorlandı.
Omuzlarım görünen ağırlık karşısında büzüldü, kar soğukluğu iliklerime işlendi …
Evet Bahar Gülüşlüm,  yüreğim tır tır titriyor bu görüntü karşısında.
Hava birden buz tuttu odanın içinde, gözlerim ıslanmış olmalı ki kağıt üzerinde kendi yazımı iyi seçemiyorum…

emekbuŞimdi diyeceksin ki “kimin, neyin fotosu, tanıyor musun?“

Nasıl izah edeyim, uzak zaman dilimi,  sararmış masal kitabın sayfalarını çeviriyor değillim...

Bizim diyarın insan manzaraları.

Öyle bir tanıdık,  öyle bir aşina ki, yabancılık çekmiyorum tanımakta, yalnızca  „ismi ne, hangi köy“ kalıyor geriye…

Bu; bir film karesi, hayali roman ya da masallın anlatımın da geçen değil...

Emek, tek kareyle sözsüz anlatıyor…

Yüreğe vurgu yaparak, baktıkça dona kalıyor insan…

Sevgi-sevdiklerine ekmek götüren bir el…

Öksüz kalmış olabilir, ki öyledir de bu devir de.

 Fakat elleri öpülen bu…

Bakarken kar yüreğime yağdı gibi üşüdüm.

Boğazım dükümlendi, isyana durmanın ismi-neden-niçinleriyle…

Bak yine başa döndüm bahar gülüşlüm, söz kalmadı dağarcıkda…

Şimdi diyeceksin ki;
_“ Anlatacak kelam mı bıraktın bana.?“
Pandomim mi dedin, yani, yani ne demeli şimdi bu gören gözler, sen bu kez konuş bahar gülüşlüm.

Suskunluk anladım bir çığlık da, ya söz, o da olmalı, yoksa donar kalırız bu üşüyen kare karşısında…

Ülkem de insan manzaraları…

Keje Elif ORHAN

Yorumlar   

 
+2 #1 Bahar gülüşlümeKazım Zorlu 12-11-2012 12:35
Elif sen dağarcığı dolu,yetenekli, güzel şeyler yazabilecek birisin.Bunu nerden biliyorum?Ben senin sitene DErsim'li olduğun için gelmedim.Okuduğ um bazı yazıların çekti.Fakat şimdi şu öyküyü ele alalım:Ne anlatılacak diye bekle bekle...ortaya sadece bir fotoğraf çıkıyor,memleke tini hatırlatıyor, duygulanıyorsun ,"bahar gülüşlü" yü çok özlediğini hissettiriyorsu n o kadar...Sadece bir kişiye hitap ediyor.Halbu ki okuyan herkes kendinden bişeyler bulabilmeli.Mes ela özlem mi anlatılıyor,oku yan herkes o özlemi içinde duyabilmeli,hüz ünlenebilmeli.. Çok hüzünlendiğini söylüyorsun ama neden hüzünlendiğini kimse bilmiyor.Oysa ki okuyanı yüreğinden tutup sarsmalısın.Ona işte özlem budur dedirtebilmelis in.. Bişey daha,Karadenize git kadınlar ne yükler taşır sırtlarında,sen in yukarıdaki resmin solda sıfır kalır.Fakat şu var ki eğer o resimdekini tanıyorsan,bakt ıkça resim seni alıp bi yerlere götürüyorsa,işt e burada nereye götürdüğünü anlatmalısın ki beni de olayın içine katasın,yüreğim e işletesin..Bu bir öykü de olsa mektup da olsa fark etmiyor..söyled iklerim hepsi için geçerli..Selam ve sevgilerimle..
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile