Yazdır

Üç Tane Mum.

Yazar: Administrator Aktif .


Elif ORHAN

“… Her birimiz kendi masalımızın baş kahramanı  olurken ve dışımızda kalanların tümü de  masalımızın kıyı köşesinde yer alan fügürani.“

Üç tane mum.

Ziyaret için gittiğim ülkede karşımda tarihi bir kilise görünce gidip mum yaktım.

Ani bir istem, içgüdüsel  yönelim oldu benim için.

Neden mi, bilmem, belki de yüreğimde bir ses beni yönlendirdi, ya da omuzlarım,   yüreğimin hafiflenmesi, gözlerimin mavi rengi tekrarın da tüm parlaklığıyla görmesidir nedeni.

İyi geldi ki  seyrine daldım anılar yolculuğu tadıyla.

Güzel de oldu, içime tarifsiz bir sevinç dalgası yayılıp var olan kırılmışlıkları silip süpürdü,  olumlu etki yarattı diyebilirim.

Ruh zenginliği, iç huzurun buluşması ve sanki  sıcak gülüşün yüze yayılmasına ön ayak oldu.

Evet, iç dünyam rahatlaması duygusunu taşıdım ki bu da az buz şey olmasa gerek.

Sonra düşündüm; Dersim itikatın’da özelikle Cuma akşamı, Xızır ve Gagand gibi kutsal bilinen günlerde üç adet mum yakılıp dua edilirdi.

Şimdi ne kadarı değişti, onu bilmiyorum...

Yaprak misali her birimiz-birileri  dünyanın en uc köşesine savrulduk…

Gelinen yerler de  Jarlar diyarındaki bir çok rütüeller nihayetinde unutuldu, uzaklaştık ve bilinen bilmişlikler, özentiler de eklenince büsbütün sırt çevrildi.

Halbuki manevi değerleri büyük, etkisi olumlu olurdu ilişki ve  sevgilere.



Daha itina edilirdi  insanı değerlere, hayata ve doğaya bir başka canlılık, umutla bakılırdı…

Aynı şekilde ziyaretlere gidildiği zaman da bu dini rütüelleri görmek mümkündü.

Bir başka gerçeklik de Dersim itikatın da bağnazlık, başka inançlara karşı tepki yok. Hoşgörüyle yaklaşılır başka inanç ve kültürlere.

Ne güzel bir duygu.

Üşüyenin yüreğini sıcacık kılar.

Usulca bir sevgi topağı yuvarlanıp tepeden tırnağa tüm bedeni sarar sarmalar.

Özlenen o söylenmeye söylenmeye gizemli klam bir başka neşeyle gelip kulağına tınılarını bırakır sesiz sedasız.
Dudaktan kedere yer bırakmayan sözcükler ard arda sıralanır orta yere.

İnsanın tüm önyargılardan arınıp gönül rahatlığı, huzurunu gözlerine alıp gördüklerine yansıtması da  bu olmalı.
Evet güzeldir gönül, ruh paklığıyla elini uzatma ortamının oluşması.

İnsanın iyi duygularla, ikirciksiz “acabalara“ yer bırakmadan  karşıdakinin gözlerine dosdoğru bakması harikulade bir gönül zenginliği verir.

Örneğin Rea heq itikatını benimseyen bir Dersimli çok rahatlıkla başka bir itikat yerine gidip yüreğini rahatlatacak şekilde davranır.

Evet, bazen dua etmek insan ruhuna çok iyi geliyor.

Bu duyguyu  tekrar hatırladım anıların girdaplarında.

Dua etmek ruhu duş almışçasına  dinlendirir, bezginlik ve  kırgınlıklardan arınmış paklığı verir yüreğe.
Huzurlu bir dinginlik sarar tepeden tırnağa.

 Gözler gelecek ile geçmiş arası duygusal,  hafiflenmiş omuzlarla daha dik durur, yürünür yarına doğru  her ne varsa.

Öfkeyi sırtına kamdur edip yorgunluk vererek  omuzlarını düşürmez.

Kırgınlık, kin, husumet gibi kemiren zehirleri elinin tersiyle ötelerin  ötesine  atar.

Demir kapıların kilidini belki bir tutam sevgi açmaz lakin kiliti vurana gösterilen tolerans, ikirciksiz bakan bir çift göz u kelam yargı denilen ileti sarsar ve beklenmeyen kilite usulca kilit vuranın eli  uzanır.

Elimdeki üç adet mum’u içim feralanarak yakıp oraya  gelenleri fark ettirmeden izlemeye başladım.

Her yaş grubunda insanlar var, resim çeken de çok rahat…

Yan tarafta genç bir çiftin yüksek sesle tartışmalarına pür dikkat kesilenlere aldırmamaları da ilginç olandı.
İki metre  ötemde duran yaşlı bir çifte gözüm takılıyor,  tanıyormuş gibi ikiside gülümsüyorlar.

Yavaşça yaklaşıp kısık bir sesle resimlerini çekmek istediğimi, gözüme güzel bir kare olarak göründüğünü ekliyorum telaşla.

Sevgiyle yan yana yaklaşıp poz veriyorlar.

Vedalaşıp ayrılınca geri dönüp tekrar bakıyorum.

Kavga eden çifte bakıp kendi  aralarında fısıldaşmalarına  sevecenlikle bakıp onların dünyasına ayna tutmaya çalıştım kendimce.

Ağızlarında çıkan kelamları duruşlarında okumak  fazla da zor olmadı.

_“Bizim zamanımızda sevdalar bir başkaydı değil mi, yürek çarpıncaya kadar içinde saklanılır.

Gözbebeklerde silinmez, kırık gülüşlerde anlam bulurdu her daim.

Tılsımlı bir gizemliliği saran ağırlığı vardı.

Şimdiki sevdalar bir hiç uğruna satılır olmuş kem gözlerin sofrasında....

Naylon gibi şekilsiz, katlanmaz ki yüreklerde saklansın.

Kolay atılır, atılmakla da kalmaz, envai kötülüklerle anılır olmuş.

Velhasıl bizim zamanımızda sevdalara değer biçilir, kutsanırdı kutsanmış nesne misali…
Büyüsüne kapılıp gururla taşınılırdık.

Bir başka güzelik katardı hayata.

Yüreğe ışık, şavki vururdu gözlere.“

Bir varmış bir yokmuş.

Her birimiz kendi masalımızın baş kahramanı  olurken ve dışımızda kalanların tümü de  masalımızın kıyı köşesinde yer alan fügürani.

Elif ORHAN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile