Yazdır

Sersala nu’da doğan bir çocuk Var.

Yazar: Administrator Aktif .

 

ORHAN-Elif ORHAN


“Sala nu“ geliyormuş ne güzel, kutsanmış çocuklar tekrar doğar, boy atar, mangal yüreklere sahip olurlar."


Sersala nu’da doğan bir  çocuk Var.

Küçük bir dağ köyü olup çokça kar yağardı.
Köy’den belirgin  bir kaç iz kaldıysa geriye bunların başında "ikrar“ dedikleri "misayıp, kirva“ ve doğaya karşı  insanların dua etmesi olup  hälä  hafızalarda yer alır…

Doğup büyüdüğümüz  bu diyarın  bir kaç kilometre uzağında bulunan  "Qeweve Sor“ dağın kardan adama dönmesi   önce aklıma gelir .

Öyleki bazen evleri görmek zorlaşırdı,  iki metre boyundaki duvar,   pencereleri içine alıp yutardı adeta ve soba başlarında  bir önceki yıl anımsatılarak anlatılırdı masal tadında.

Doğa ve insanlar değişti bir çok nedenle,  inatla değişime karşı duran  kardan adama dönen Qewere Sor tek kalmış geriye şimdilerde.

Köy’e bazen koruyucu, bazen güneşin doğuşunu engeleyen duruşuyla   bugüne dek  hiç bir değişime boyun eğmeden olduğu gibi kaldı inatla …

Sanki o dağ köyünü pençesine alıp koruyor, gölge ediyor ya da güneşin doğuşunu daha gizemli kılmak için oradadır.

Köyle bir bütün anıları süslüyor...



Güneş onun ardında kendine yol bulup çıkınca tüm köy dapirlerin  dediği "nurlu Işık“lara boğulurdu dünya.

Nenem sabah kalkıp Qale Sipi çeşmesinin yanı başındaki ev damın çardağı altında üç ağaçtan kurulu sepilerine meşk ayranını takmadan önce mutlaka başını Qewere Sor’un gerisinde nazlanarak çıkan güneşi dilinde dualarla karşılardı …

Yılbaşına  “Gagand“ ya da "Sersala Nu-Sersal“ diyordular…

Dersim diyarı için anlamı kutsal olup  tıpkı cuma günleri gibi  önemsenirdi…
Gagand başlayınca ailedeki büyükler önce Xızır yoluna,  sonra da sevdikleri, hasta, gurbette olan  ve yeni doğan çocuklar için oruç tutardılar.
Ayrıca  aileden evlenip giden (kız çocukları) "Zeyi“lere sac altında pişirilen parğaçla ufak tefek  hediye götürülürdü.

Sersala nu’da bilmiyorum düğünler yapılır mıydı, ancak doğan çocuklara dair umutlar bağlanılır ve anlamlı  isimler takılırdı.
Hane halkı aralarına yeni katılana bir ayrıca sevinir ve  nasipli, iyi kader-güzel-sağlam vasıflara sahip olacağı temenileri  dillenilir, vesile olurdu sevinçlere.
Gagand  arefesinde  doğan çocuklar  hane halkına umut ve sevinç ışığını getirdiğini yıllar boyu hep anlatıldı, his ettirildi.
Emanet gibi aktarıldı yeni nesile.

Tamtamına bir önceki yıl bitmeden tam  Gagan- Sersala Nu arefesinde  bir çocuk doğuyor.

Eve gelen büyük Bibi(hala) ve diğerleri çocuğu yıkadıktan sonra ilerki yaşamda güçlü, hastalıklara karşı direnişli olsun diye tüm o diyardaki çocuklar gibi vücudunu tuzlayıp saatler sonra yıkanır.

Çocuk ağlayınca önce  çevrede hatırı sayılan ve sevilen bir süt anne emzirir sevgisiyle.

Sonra  ona güzelikler getirmesi dileğiyle  süt anne çok sevdiği bir isim  takar…

Şunu da yaşayarak, tanık olarak öğrendik ki takılan isim kişiliği bir şekilde belirliyor.

Örneğin ben sevmediğim birinin asla ismini sevmem, ancak sevdiğim, güzel niteliklere sahip birinin ismini duyduğum zaman  döner bakarım,  yani  isim tasayana göre ağırlık kazanır, sevildiğini her birimiz yaşam tecrübemizle biliyoruz.…

Saygınlık kazanan isim başka doğan çocuklara isim olur, ona benzetilmek istenilir...

Sersal’da  doğmuş çocuğun ismi çok mu çok sevilir.

Sevgi,  kişiliğinin bir parçası olur ve sonraki yıllarda yeni doğan çocuklara isim olur.

Onun kişiliğini, duruşunu almalarını grururla anlatırlarbir birbirlerine.

İsmini alan çocuklara bir başka gözle görüp sarılır, ona dair koklanılır.

Hane halkın  gözdesi olur, özlemin adresi, bir başka bakılır gözlerine...

Ve Gagand’a doğan çocuk  yasakların, sınırlamaların olmadığı  bu diyarda doğayla  iç içe ve  civarındaki gördüğü "iyi“leri alarak büyür …

Gelecekteki  yaşamını çizecek şekilde güçlü, sevgiyi hemen veren, toleranslı, inatçı,  asi olduğu kadar her şeyin üstünde emekçi yanıyla gelişir, boy verir ağız dolusu gülüşüyle.

Qale Sipi çeşmesine her cuma üç mum bırakanın peşinde merakla bakıp yaşananları izler ve neden-niçinlerin cevabını sorgular.
Derken küçük dağ köyünden büyük bir şehire göç ederler…
Orada ilk zamanlar bir çok yönüyle çevreye alışmanın sancılarını çekiyorsa da  sonra geldiği yerde kişiliği daha da güçlenerek çıkar..
Lise yıllarına kadar dalgalı olan saçları değişip kıvırcıklaşır.

Lakin  çocuksu ela gözleri, insan sevgisini içinde barındıran derin  bakışı ve içindeki o büyümeyen mahsum çocukla birlikte kenetlenir...

Büyüp delikanlığa doğru yol alan çocuk gözü pek, çevreye göre kabadayı, sözünü esirmeyen  ve yaşamı boyunca bulunduğu her yerde emeğiyla var olur, iz bırakır geçtiği yerlere...

Sersal Nu’da doğan çocuk  direngenliğini biliyerek yol alır o yüreğindeki harlanan ateş hızıyla…

Alevi mahlesinde gelişen olaylar ve seyri onun kişiliğini sertleştirse de çocuksu yüreği ve içinde sevinç ışıklarını barındıran ela gözleriyle alaylı gülüşünü değiştiremez.

Çevrede, okulda gözü pekliği, mertliği ve emekçiliğiyle sevilir, dost adresi  olur çevresine…

Ve giderek sıyrılıp öne  geçmesini,  gözde olmasını da  getirir.

Güçlü, alaycı kişiliği ve dobracılığıyla arkadaş, candan dostlukların has çocuğu olur…

Aradan yıllar gicmesine rağmen onun dostluğunu, yürekliliğini bilenler asla unutmaz.

Yanında  uzun yıllar kalan bir arkadaşı ona dair şunu yazar;
“ Onunla en  çok kalanlardan biriyim.
Ve belkide hiç bir arkadaşın onun yokluğu gibi beni derinden etkilememiştir.

Saygıyla, minetle içim her defasında titreyerek anıyorum onu...
Anıları her zaman içimdeki duygu selini kabartır...
O inandığı gibi yaşadı ve hayatımda tanıdığım ender tutarlılıkların simgesidir....“

Kar yağıyor dışarda, soğuk.
Dışarda  çok kar yağmış ve  içerde olmama gerek yokmuş gibi yüreğim, gözlerim,  ruhum üşüyor…

Her gelen yıl aslında insanların ve her bir canlının ömründe bir yaprak götürmesine rağmen kutlanılıyor.

Tezat da teşkil etse de insanlar bir araya gelmek için vesile ediyorlar artık.

Dışarda kar yağıyor üşüyenler olmalı ki yüreğim ve ruhum kaskatı kesiliyor.

orecanisa“Sala nu“ geliyormuş ne güzel, kutsanmış çocuklar tekrar doğar, boy atar, mangal yüreklere sahip olurlar.

Ve gün gelir doğdukları baba ocağın karşısındaki jel dağına doğru dillerindeki o kutsanmış isim  etrafında  kenetlenirler  birbirine...

Civarındaki her bir yaşayan canlıya sevgi, yaşam direnci vererek gökkuşağın mavi rengin katmanları üzerine konuşurlar…

Onlar yaşayacaklar, hemde uzun ve diledikleri kadar umutla.

Evet ya,  Munzur dağı, Gewere Sor u Jel dağı zirvelerinde  eksik olmayan  güneş ışınları asla azalmayacak jarlar diyarın üstünde.

Kutsanmış mekänlar,  kutsanmış yüreklerler ve  kutsanmış  Sersala nu çocukları ağız dolusu gülüşleri her daim olacak.

Onlar umutla dopdolu olma umudunu ışınlıyorlar gördükleri her bir yeni doğan Sersala Nu çocuklarına…

Evet ya, biliyorum; Sersala Nu gününde doğan çocuk büyüdü serpildi.

Ağız dolusu  gülüşlerini onu kim gördüyse cömertçe verdi ki her biri mert olsun onun gibi…

Sersala Nu’da doğan çocuk doğayla uyumlu olduğunu onu sevenlerine  anı olarak bıraktı.

Unutulmaz ela  gözleriyle güneşi emzirdi…

Çocuk ne olursun gözlerini aç
sana bir ömür bağışlıyorum…
Ne olursun gözlerini kapatma.
Güneş küşer gider
karanlık sarar bu diyarları.

Ve onun ardında bir çocuk doğar….bir çocuk daha ve   çocuklar doğdu onun ismini alarak, kıvırcık saçlarını, ela gözlerini de…

Hoşgeldin çocuk yuvana, ismini aldığın kadar yiğit mi yiğit olman sana tek "emanet" sözüm...

Bugün Yüreğimin Doğum Günü.

Iyiki  Doğdu Yüreğim.

Iyiki  doğdun.

Elif ORHAN

29.12.2012

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile